
New York kazan ben kepçeyken, çorbanın taze kaşarı da sanırım MoMA'ydı (no puns intended).
Alt, yan, kenar, teğet, köşe....ama en "hip" mahallelerini, Meatpacking'ini, vintage butiklerini, cool kafelerini göremeden, Pastis'te yemek yiyemeden dönmeme rağmen, bir kez daha New York'a yolum düştüğünde; bu kez 4 gün değil 4 saatim de olsa, YiNE MoMA YiNE MoMA diyeceğim.
Gidip gören binlerce kişiye ne yaptı bilemem, ama bendeki etkisinin tarifi zor. Uzun zamandır törpülenmemiş yanlarımı hissettirdi, sanki bir şeyler battı tenime.
Değişmişti işte. Hayat artık farklıydı ve ben şimdi buradaki tabloları yıllar önce acemice resmetmeye çalışan kız değildim. Matisse'in dağınık odası geçmişimin tatlı yadigarı şeklinde karşımda duruyor, bense onu yıllar sonra yalnızca toplam 3 saniye içinde fotograflamaya çalışıyordum. Bana batan da buydu belki. Eskiden içinde yaşadığım bir şeyin şimdi sadece bir anını dondurabiliyor olmak.
Her biten veya değişen şey gibi, burada da aidiyetlikten aşinalığa geçiş süreci belli ki tamamlanmıştı.

















0 yorum:
Yorum Gönder